Güncel hukuki konular hakkında uzman görüşlerimiz
Uzman avukatlarımızın kaleme aldığı güncel hukuki makaleler ve analizler.
Kısa özet: Kiracım Kirayı Ödemiyor, Ne Yapabilirim? Kira bedelini ödemeyen kiracının tahliyesi, kanuni düzenlemeler ve usul kuralları nedeniyle oldukça karmaşık bir süreçtir. Bu yazımızda, icra takibiyle tahliye sürecinin nasıl işlediğini, dikkat edilmesi gereken şekil şartlarını ve sürecin doğru yürütülmesi için neler yapılması gerektiğini ele alıyoruz.
Kısa özet: Brit Marling ve Zal Batmanglij’in senaryosundan hareketle, yapay zekanın hukuki ve cezai sorumluluğu, Türk hukuku ve dünyadaki güncel gelişmeler ışığında inceleniyor. “Bir yapay zeka suç işleyebilir mi?” sorusu güncel örneklerle tartışılıyor.
Kısa özet: 7036 sayılı Kanun ile iş davalarında zorunlu hale gelen arabuluculuk süreci, tarafların hakları, toplantı prosedürleri ve stratejik ipuçları ile tüm yönleriyle inceleniyor. Hem işçi hem işveren için avantajlar ve dikkat edilmesi gerekenler vurgulanıyor.
Kısa özet: Kripto para dolandırıcılığının başlıca teknik yöntemleri, Türk Hukuku’ndaki güncel ceza ve düzenleyici yaklaşım, MASAK ve SPK uygulamaları ile ABD ve AB’deki güncel yasal modeller kapsamlı şekilde analiz edilmektedir.
Kısa özet: Bilişim hukuku, bilgi teknolojileri ve dijital iletişim araçlarıyla ilgili hukuki ilişkileri düzenleyen bir hukuk dalıdır. Ana başlıklar: kişisel verilerin korunması, siber suçlar, elektronik ticaret ve dijital haklar.
Kısa özet: İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz, alacaklının haklarını koruyan, Türk hukukunda geçici hukuki güvence sağlayan iki önemli mekanizmadır. Benzerlikleri ve farkları bu makalede analiz ediliyor.
Kısa özet: İcra takibi, ödeme emri ve borçlunun itiraz haklarının tüm yönleriyle incelendiği; alacaklının ve borçlunun haklarının anlatıldığı kapsamlı bir değerlendirme.
Bilişim Hukuku Nedir?
Bilişim hukuku, bilgi teknolojileri ve dijital iletişim araçlarıyla ilgili hukuki ilişkileri düzenleyen, hızla gelişen bir hukuk dalıdır. Bu alan, klasik hukuk kurallarının dijital ortama uygulanması ihtiyacından doğmuştur. Bireylerin ve kurumların internet üzerinden gerçekleştirdiği işlemlerin ve karşılaştığı uyuşmazlıkların çözümünde bilişim hukuku önemli bir rol oynar.
Bilişim hukuku sadece teknik düzenlemelerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda anayasal hakların dijital ortamdaki yansımaları, özel hayatın gizliliği, ifade özgürlüğü ve veri güvenliği gibi temel hukuk ilkeleriyle doğrudan ilişkilidir.
Türkiye'de bilişim hukukunun temelini oluşturan başlıca mevzuatlar şunlardır: 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve Türk Ceza Kanunu'nda yer alan 243, 244 ve 245. maddeler.
Bilişim hukuku, dijital ortamdaki hak ihlallerine karşı bireylerin ve kurumların korunmasını sağlar. Sadece ihlallerin sonrasında değil, önleyici işleviyle de büyük önem taşır. Kurumların veri işleme süreçlerini hukuka uygun hâle getirmesi, aydınlatma metinleri hazırlaması ve açık rıza süreçlerini etkin kılması, olası idari para cezalarının ve tazminat risklerinin önüne geçebilir.
Bilişim teknolojileri hızla gelişirken, hukuki düzenlemelerin bu gelişime ayak uydurması da kaçınılmaz hâle gelmiştir. Özellikle yapay zekâ, büyük veri, blokzincir, metaverse ve kripto varlıklar gibi konular, yakın gelecekte bilişim hukukunun yeni düzenleme alanları olacaktır.
Agora Avukatlık Bürosu olarak, KVKK uyumluluk süreçlerinden siber saldırı sonrası hukuki danışmanlığa, e-ticaret sözleşmelerinden dijital içerik düzenlemelerine kadar bilişim hukuku alanında kapsamlı ve güncel çözümler sunmaktayız.
Anahtar kelimeler: bilişim hukuku, kişisel veriler, KVKK, siber suçlar, 5651 sayılı kanun, elektronik ticaret hukuku, dijital haklar, veri güvenliği
11 Temmuz 2025İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz, Türk hukuk sisteminde alacaklının haklarını korumak amacıyla düzenlenmiş, geçici nitelikte iki önemli hukuki kurumdur. Bu kurumlar, davanın veya takibin sonunu beklemeden borçlunun malvarlığı üzerinde güvence sağlama amacı güder. Her ikisi de dava ya da icra sürecinde alacaklının hakkını güvence altına almayı hedefler. Ancak, uygulanma koşulları, sonuçları ve hukuki işlevleri bakımından farklılıklar taşır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenmiştir. Dava konusu hakkın mevcut durumda doğabilecek değişikliklerden zarar görmemesi için mahkemeden talep edilen geçici bir hukuki koruma mekanizmasıdır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenmiştir. Sadece para alacaklarına özgüdür ve alacak rehinle teminat altına alınmamış olmalıdır. Borçlunun malları icra dairesi tarafından geçici olarak haczedilir.
Her iki kurumun hukuki danışmanlık ve dava stratejisinde etkin ve bilinçli şekilde kullanılması, müvekkil lehine sonuç alınmasını kolaylaştırır.
Anahtar kelimeler: ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz, geçici hukuki koruma, icra hukuku, alacak tahsili, teminat, borçlu malvarlığı, dava stratejisi
11 Temmuz 2025Bireyler ve şirketler arasındaki ekonomik ilişkilerde zaman zaman borcun ödenmemesi ya da gecikmesi gibi durumlarla karşılaşmak mümkündür. Alacaklının, alacağını tahsil edebilmesi için başvurabileceği en etkin yollardan biri icra takibi başlatmaktır.
İcra takibi, borçlunun borcunu rızasıyla ödememesi hâlinde, alacaklının devlet gücüyle bu borcu tahsil etmesini sağlayan bir hukuki süreçtir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu çerçevesinde düzenlenmiştir ve takip işlemleri icra daireleri aracılığıyla yürütülür.
Borçluya gönderilen ödeme emriyle üç seçenek sunulur: borcu ödemek, itiraz etmek veya hiçbir şey yapmamak. Borçlu, ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde itiraz edebilir. İtiraz, takibi durdurur; alacaklı ise bu itirazı kaldırmak veya iptal etmek için yargı yoluna başvurabilir.
İcra takibi, borç ilişkilerinde alacaklının hakkını aramasını sağlayan en etkin araçlardan biridir. Agora Avukatlık Bürosu olarak, müvekkillerimize hem icra takibi başlatma hem de ödeme emrine itiraz süreçlerinde profesyonel destek sunuyoruz.
Anahtar kelimeler: icra takibi nedir, ödeme emri nedir, ödeme emrine itiraz, borca itiraz, icra hukuku, alacak tahsili, haciz süreci, icra dairesi
11 Temmuz 2025Dijitalleşen dünyanın yeni bir gerçeği olan kripto varlıklar, sunduğu yatırım fırsatlarının yanı sıra hukuki ve teknik karmaşıklığından beslenen yeni suç tiplerini de beraberinde getirmiştir. Kripto para dolandırıcılığı, son yıllarda hem Türkiye’de hem de dünyada binlerce yatırımcıyı mağdur eden, karmaşık ve çok katmanlı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Agora Avukatlık Bürosu olarak bu yazımızda, kripto para dolandırıcılığının hukuki ve teknik boyutlarını, Türk Hukuku’ndaki yerini ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Avrupa Birliği’ndeki (AB) yasal çerçeveler ve uygulama örnekleriyle karşılaştırmalı olarak ele alıyoruz.
Hukuki değerlendirmeye geçmeden önce, bu suçların işleniş biçimini anlamak elzemdir. Başlıca dolandırıcılık türleri şunlardır:
Türk mevzuatında doğrudan “kripto para dolandırıcılığı” adıyla tanımlanmış özel bir suç tipi henüz bulunmamaktadır. Ancak bu, faillerin cezasız kaldığı anlamına gelmemektedir. Yargı pratiği ve mevcut kanunlar, bu tür eylemlerin cezalandırılmasına olanak tanımaktadır.
Nitelikli Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-f): Kripto para dolandırıcılığı vakaları, Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesi 1. fıkrasının (f) bendi kapsamında “bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle” işlenen nitelikli dolandırıcılık suçu olarak değerlendirilmektedir. Kripto para borsaları, cüzdan uygulamaları ve blokzincirin kendisi birer “bilişim sistemi” olarak kabul edilir. Bu suçun cezası, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır.
Yargıtay’ın Yaklaşımı: Yargıtay, yerleşik içtihatlarında kripto paraların “para” veya “eşya” olmasa da, devredilebilir ve ekonomik değere sahip olması nedeniyle “malvarlığı değeri” olduğunu kabul etmiştir. Bu kabul, dolandırıcılık, hırsızlık gibi malvarlığına yönelik suçların kripto varlıklar kullanılarak işlenmesinin önünü açmaktadır.
Diğer Suçlar: Eylemin niteliğine göre, Bilişim Sistemleri Yoluyla Hırsızlık (TCK m. 142/2-e), Güveni Kötüye Kullanma (TCK m. 155) veya mağdurun hesabına izinsiz erişim sağlanması halinde Bilişim Sistemine Girme (TCK m. 243) gibi farklı suç tipleri de gündeme gelebilir.
Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Türkiye’de kripto varlık piyasasını düzenlemek ve yasa dışı faaliyetleri önlemek adına önemli adımlar atmıştır. MASAK, Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcılarını yükümlüler arasına dahil ederek onlara “Müşterini Tanı” (KYC) ve şüpheli işlem bildirimi gibi yükümlülükler getirmiştir. Uluslararası “Travel Rule” standardının benimsenmesiyle, kripto transferlerinde gönderici ve alıcı bilgilerinin takibi hedeflenmektedir. Bu düzenlemeler, suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi ve dolandırıcılık sonrası yapılan transferlerin takibi açısından kritik öneme sahiptir.
Mağdurlar, olayı detaylı anlatan bir dilekçe ve mevcut tüm dijital delillerle (cüzdan adresleri, işlem ID’leri, yazışma ekran görüntüleri vb.) birlikte Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmalıdır. Ayrıca ceza davası sonucunu beklemeden, hukuk mahkemelerinde haksız fiil hükümlerine dayanarak maddi ve manevi tazminat davası açma hakkına da sahiptirler.
ABD’de kripto dolandırıcılığı ile mücadelede çoklu bir kurum yapısı dikkat çeker.
AB, dağınık ulusal düzenlemeleri tek bir çatı altında toplamak amacıyla Kripto Varlık Piyasaları Tüzüğü’nü (MiCA) yürürlüğe koymuştur. MiCA’nın temel hedefleri şunlardır:
MiCA tam olarak yürürlüğe girmeden dahi, AB üyesi ülkeler ulusal yasaları ve Europol ile Eurojust gibi kurumların koordinasyonuyla sınır ötesi operasyonlar düzenlemektedir. Yakın tarihli operasyonlarda, İspanya, Avusturya, Fransa ve Almanya gibi ülkelerin katılımıyla, on binlerce mağduru milyarlarca Euro zarara uğratan uluslararası kripto dolandırıcılık şebekeleri çökertilmiştir.
Kripto para dolandırıcılığı soruşturmalarının en teknik ve kritik kısmı, çalınan fonların takibidir. Blokzincir, tüm işlemlerin kamuya açık bir şekilde kaydedildiği bir dijital defter olsa da, failler kimliklerini gizlemek için çeşitli yöntemler kullanır.
Kripto para dolandırıcılığı, sınır tanımayan, teknik ve hukuki bilgi gerektiren karmaşık bir suç türüdür. Türk Hukuku, mevcut ceza kanunları ve Yargıtay’ın yorumlarıyla bu suçlarla etkin şekilde mücadele kapasitesine sahip olsa da, teknolojinin hızına ayak uyduracak özel düzenlemelerin yapılması kaçınılmazdır. MASAK ve SPK’nın attığı adımlar bu yönde atılmış olumlu adımlardır.
ABD’nin menkul kıymet ve ceza hukuku ayrımına dayalı çift yönlü yaklaşımı ile AB’nin MiCA ile getirdiği bütüncül ve standartlaştırılmış çerçeve, Türkiye için de yol gösterici modellerdir.
Kripto para yatırımcılarının, “kısa yoldan zengin olma” vaatlerine karşı şüpheci yaklaşmaları, özel anahtarlarını kimseyle paylaşmamaları ve işlem yapacakları platformların lisanslı ve güvenilir olduğundan emin olmaları mağduriyetlerin önlenmesinde ilk ve en önemli adımdır. Bir dolandırıcılık vakasıyla karşılaşıldığında ise zaman kaybetmeden, hem hukuki hem teknik bilgiye sahip profesyonel bir avukatlık bürosundan destek almak, çalınan varlıkların geri alınması ve faillerin cezalandırılması için hayati önem taşır.
Yasal Uyarı: Bu makale, Agora Avukatlık Bürosu tarafından genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İçerik, hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her somut olay, kendi özel şartları içinde değerlendirilmeli ve profesyonel hukuki danışmanlık alınmalıdır.
Anahtar kelimeler: kripto para dolandırıcılığı, kripto varlık, bilişim suçu, blokzincir, dijital dolandırıcılık, Türk Ceza Kanunu, MASAK, MiCA, SEC, yatırımcı koruma
16 Temmuz 20251 Ocak 2018 tarihinde 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile Türk Hukuk Sistemi’ne giren dava şartı arabuluculuk, iş uyuşmazlıklarının çözümünde yeni bir dönemi başlatmıştır. Artık birçok işçilik alacağı ve tazminat talebi için mahkemeye başvurmadan önce arabulucuya başvurmak yasal bir zorunluluktur. Bu mekanizma, doğru yönetildiğinde taraflara zaman ve maliyet tasarrufu sağlayan, uyuşmazlıkları dostane şekilde çözme imkânı sunan etkili bir yoldur.
Agora Avukatlık Bürosu olarak bu yazımızda, iş hukukundaki zorunlu arabuluculuk sürecini tüm yönleriyle ele alıyor; tarafların hak ve yükümlülüklerini açıklıyor ve sürecin etkin yürütülmesi için pratik bilgiler sunuyoruz.
Dava şartı arabuluculuk, belirli türdeki iş uyuşmazlıklarında dava açmadan önce arabulucuya başvurulmuş ve sürecin tamamlanmış olmasının zorunlu kılınmasıdır. Arabuluculuk olmadan açılan davalar, mahkeme tarafından “dava şartı yokluğu” nedeniyle usulden reddedilir.
Kanun, dava şartı arabuluculuğun hangi taleplerde zorunlu olduğunu net şekilde belirlemiştir:
Zorunlu olmayan istisnai durumlar: İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davaları ile SGK’ya karşı hizmet tespiti gibi davalarda arabuluculuk zorunlu değildir.
İlk arabuluculuk toplantısına geçerli bir mazeret olmaksızın katılmayan taraf, davada haklı çıksa bile yargılama giderlerinin tamamından sorumlu tutulur ve lehine vekalet ücretine hükmedilmez. Bu, tarafların sürece katılımını teşvik eden caydırıcı bir kuraldır.
Arabuluculuğa başvurulması, hak taleplerine ilişkin zamanaşımı ve hak düşürücü süreleri durdurur. Başvurudan son tutanağa kadar süreler işlemez; anlaşma sağlanamazsa süreler kaldığı yerden işlemeye devam eder.
Zorunlu arabuluculuk, işçi ve işverenler için doğru anlaşılıp stratejik yönetildiğinde önemli fırsatlar sunar. Bu süreç, hak arama engeli değil, hakka daha hızlı, daha az maliyetle ve barışçıl biçimde ulaşma yoludur.
Tarafların arabuluculuk müzakerelerine hazırlıklı girmesi, talepleri somut delillerle (bordrolar, tanıklar, yazışmalar vb.) desteklemesi ve süreç boyunca profesyonel hukuki destek alması en avantajlı sonucu elde etmenin anahtarıdır. Agora Avukatlık Bürosu olarak, müvekkillerimizin haklarını arabuluculuk sürecinin her aşamasında etkin şekilde korumak için hizmet vermekteyiz.
Yasal Uyarı: Bu makale, Agora Avukatlık Bürosu tarafından genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İçerik, hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her somut olay, kendi özel şartları içinde değerlendirilmeli ve profesyonel hukuki danışmanlık alınmalıdır.
Anahtar kelimeler: iş hukukunda arabuluculuk, dava şartı arabuluculuk, işçi alacakları, işe iade, iş davası, zorunlu arabuluculuk süreci, iş hukuku, Agora Avukatlık
17 Temmuz 2025
Not: Bu makalede ele alınan dizi, Brit Marling ve Zal Batmanglij’in eseridir. Yazıda yalnızca hukuki ve analitik değerlendirme yapılmış olup, dizinin telif hakları sahiplerine aittir. Buradaki içerik eleştiri ve bilgilendirme amacı taşır.
Yapay zeka (YZ) teknolojisinin hızla geliştiği günümüzde, kurgu eserlerde işlenen senaryolar hukuki ve etik tartışmaları alevlendiriyor. FX/Hulu yapımı "A Murder at the End of the World" (Dünyanın Sonundaki Cinayet) dizisi, bu tartışmaların merkezine "alternatif zeka" olarak adlandırılan bir yapay zekayı yerleştirerek izleyiciyi gerilim dolu bir gizemin içine çekiyor. Peki, bir dizi cinayetin arkasındaki baş şüphelilerden biri yapay zeka olduğunda, hukuk perdesi nasıl aralanır? Bu yazımızda, diziden ilhamla yapay zekanın hukuki ve cezai sorumluluğunu, Türk hukuku ve dünyadaki güncel gelişmeler ışığında ele alacağız.
Zeki ve teknolojiye meraklı amatör dedektif Darby Hart, münzevi bir teknoloji milyarderi tarafından dünyanın en ücra köşelerinden birinde, İzlanda'da göz alıcı bir sığınağa davet edilir. Davetliler, kendi alanlarında çığır açmış parlak beyinlerdir. Ancak bu seçkin zihinlerin bir araya geldiği teknoloji harikası otel, kısa sürede bir misafirin şüpheli ölümüyle sarsılır. Darby, bunun bir kaza olduğuna inanmaz ve olayı araştırmaya başlar.
Darby'nin soruşturmasındaki en büyük yardımcısı ve aynı zamanda en büyük engeli, otelin her köşesini yöneten, her anı dinleyen ve her misafirin sırlarına vakıf olan "Ray" adlı alternatif zekadır. Ray, sadece bir asistan değil, aynı zamanda misafirlerin duygusal ve psikolojik analizlerini yapabilen, karmaşık kararlar alabilen bir sistemdir. Ölümler arttıkça ve sığınak bir kapana dönüştükçe, tüm şüpheler tek bir soruda birleşir: Bu cinayetlerin arkasında insan mı var, yoksa Ray kendi başına hareket ederek ölümcül bir irade mi sergiliyor? Dizi, izleyiciyi "bir yapay zeka, insan duygularını taklit ederken 'kıskançlık', 'tehdit algısı' veya 'sadakat' gibi güdülerle cinayet işleyebilir mi?" sorusuyla baş başa bırakarak derin bir merak uyandırıyor.
"A Murder at the End of the World" dizisindeki senaryo, bizi modern hukukun en karmaşık ve acil çözüm bekleyen sorunlarından biriyle yüzleştiriyor: Yapay zekanın hukuki sorumluluğu. Bir yapay zeka, bir zarara veya suça neden olduğunda, sorumluluk kime veya neye aittir?
Teknik olarak bir yapay zeka sisteminin karar alma süreci katmanlıdır:
Mevcut hukuk sistemleri, genellikle bu zincirdeki insan aktörlere odaklanır. Ancak "öğrenen" ve öngörülemeyen kararlar alabilen otonom sistemlerde, zararlı sonucun doğrudan bir insanın ihmali veya kastı ile ilişkilendirilmesi her zaman mümkün olmayabilir. Dizideki Ray gibi bir sistem, programcılarının öngörmediği bir şekilde "evrimleşerek" kendi ahlaki (!) çıkarımlarını yapmaya başlarsa ne olur?
Türk hukuku, henüz yapay zekaya özgü özel bir yasal düzenleme içermemektedir. Mevcut durumda, yapay zeka hukuken bir "eşya" statüsünde kabul edilmektedir. Bu yaklaşıma göre, yapay zekanın neden olduğu zararlardan doğan sorumluluk, genel hükümlere göre belirlenir:
Ancak bu klasik yaklaşımlar, dizideki Ray gibi otonom ve kendi kendine öğrenen sistemlerin yarattığı boşlukları doldurmakta yetersiz kalmaktadır. Eğer yapay zeka, kimsenin doğrudan bir hatası olmaksızın, öğrendiği verilerden yola çıkarak "öngörülemez" bir şekilde zararlı bir eylemde bulunursa, mevcut hukuk mekanizmaları adaleti sağlamakta zorlanacaktır.
Bu hukuki boşluğun farkında olan dünya, yeni çözümler aramaktadır. Bu alandaki en somut adımlardan biri Avrupa Birliği'nden gelmiştir.
"A Murder at the End of the World", sadece sürükleyici bir polisiye değil, aynı zamanda insanlık, teknoloji ve sorumluluk üzerine modern bir fabldır. Dizideki "alternatif zeka" Ray'in eylemleri, bizi şu kaçınılmaz gerçekle yüzleştirir: Teknoloji, hukukun mevcut çerçevelerini zorlama ve aşma potansiyeline sahiptir.
Türk hukuku da dahil olmak üzere dünya genelindeki hukuk sistemleri, yapay zekanın "eşya" veya basit bir "araç" olduğu varsayımını yeniden gözden geçirmek zorundadır. Üreticilerin, programcıların ve kullanıcıların sorumluluklarını net bir şekilde belirleyen, aynı zamanda otonom sistemlerin öngörülemez doğasından kaynaklanan mağduriyetleri giderecek yeni ve esnek mekanizmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Aksi takdirde, gelecekte yaşanacak "dünyanın sonundaki bir cinayette", adaleti sağlayacak hukuki bir muhatap bulmakta zorlanabiliriz.
Agora Avukatlık Bürosu olarak, teknolojinin hukuki yansımalarını yakından takip ediyor, müvekkillerimize bu yeni ve karmaşık alanda güncel ve öngörülü hukuki danışmanlık hizmeti sunuyoruz.
Anahtar kelimeler: yapay zeka hukuku, yapay zekanın cezai sorumluluğu, AI Act, elektronik kişilik, yapay zeka ve hukuk, Agora Avukatlık
Yayın Tarihi: 17 Temmuz 2025
Günümüzde artan kira bedelleri nedeniyle sıklıkla kiracıların kira bedellerini ödemekte güçlük çektiği hatta kimi zaman hiç ödeyemediği görülmektedir. Kanunda kiracı lehine düzenlemeler olması nedeniyle hiç kirasını ödemeyen kiracının bile kiralanandan tahliye ettirmek güçtür.
Bu yazımızda, kira borcunu ödemeyen kiracının tahliyesi için izlenmesi gereken yollar ve dikkat edilmesi gereken hukuki hususlar açıklanacaktır. Özellikle İcra ve İflas Kanunu çerçevesinde başlatılacak icra takibi süreci ele alınacaktır.
Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki İcra ve İflas Kanununda konut ve çatılı iş yeri kiralarında iki durumda icra takibi yoluyla kiralananın tahliye edilebileceği belirtilmiştir; İlki kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle tahliye ikincisi de tahliye taahhüdüne dayalı tahliye biz bu yazımızda kira bedelinin ödenmemesi durumunda izlenmesi gereken yollar incelenecektir. Diğer hususa sonraki yazımızda değineceğiz.
Uygulamada örnek no:13 olarak bilinen icra takibi başlatma için öncelikle kira alacağının muaccel olması yani kira bedelini ödenme tarihinde ödenmemiş olması gerekmektedir. Peki kira bedeli ne zaman muaccel olur? Kira bedelinin ödeme tarihi sözleşmede belirlenmişse sözleşmedeki tarih esas alınmalıdır. Eğer sözleşmede bir tarih belirlenmediyse taraflar arasındaki teamül gereği kiracının normal şartlarda kira bedelini kira verene gönderdiği tarihte kira alacağının muaccel olduğu kabul edilebilir. Takip kira alacağının muaccel olduğu tarihten sonra başlatılabilecektir.
Muacceliyet gerçekleştiğinde icra takibi başlatılarak hem kira borcunun tahsili hem de tahliye talep edilebilir.
Bu takipte kiracının tahliyesinin istenebileceği gibi ödenmeyen kira bedelinin tahsili de istenebilir. Ayrıca icra takibinde önemli bir diğer husus da tarafların kim olacağıdır. Kira sözleşmesi kanuni bir şekle bağlanmamıştır. Kira sözleşmesi noter huzurunda yapılabileceği gibi adi yazılı bir şekilde ve sözlü bir şekilde de düzenlenebilir. Açılan takibin konusu kiralananın tahliyesi olduğu için talep bölünemeyecektir. Bu nedenle kira sözleşmesinin tüm tarafları takipte taraf olarak gösterilmelidir. Bu hususu açıklamak gerekirse; kira sözleşmesi genel olarak iki kişi arasında imzalansa da bazı durumlarda kiraya veren birden fazla olabileceği gibi bazen birden fazla kiracı da olabilecektir. Birden fazla kira veren olduğu takdirde tüm kiraya verenlerin birlikte talepte bulunmaları gerekirken birden fazla kiracı olduğu takdirde ödeme/tahliye emrinin tüm kiracılara tebliğ edilmesi gerekmektedir aksi takdirde tahliye yönünden takibe devam edilemeyecektir.
Bu takipte asıl önemli olan ve genelde gözden kaçırılan hususlar; takip talebinde tahliye hususunun açıkça belirtilmemesi ve tahliye edilmesi istenen kiralananın adresinin takip talebinde bulunmamasıdır. Bu durum genelde dava aşamasına kadar fark edilmemekte ve açılan davanın reddine karar verilmektedir. Ayrıca takip talebinde bu hususlar belirtilse de icra memuru hatalı olarak bu hususlar ödeme/tahliye emrinde göz ardı edilmekte bu nedenle de açılan davaların reddine karar verilmektedir. Bu sebeple açılan takipte tahliye talebi ve kiralanan adresi açıkça belirtilmeli ve ardından düzenlen ödeme/tahliye emri de kontrol edilmelidir.
Kanun şekil şartlara uygun ödeme/tahliye emri kiracıya tebliğ edildikten sonra kiracı 7 gün içinde itiraz edebilir. İtiraz etmediği takdirde kiracı tarafından 30 gün içerisinde kira bedelini ödemek zorundadır. Aksi takdirde 30 günün sonunda İcra Hukuk Mahkemesinde kiralanın tahliyesi talep edilebilecektir. Kiracı borca itiraz ettiği takdirdeyse yine 30 günün sonunda İcra Hukuk Mahkemesinde itirazın kaldırılması ve kiralanın tahliyesi talebiyle dava açılmalıdır. Ardından icra-i yolla taşınmazın tahliyesi sağlanacaktır.
Yukarıda açıkladığımız üzere bu yolla taşınmazın tahliyesi şeklen çok zor olup uzman takibi gerekmektedir. Aksi takdirde en ufak hatada tüm sürecin yeniden başlatılması gerekecek ve maddi olarak büyük bir külfet doğacaktır.
Agora Avukatlık Bürosu olarak kira hukuku konusunda profesyonel danışmanlık hizmeti sunmaktayız.
Anahtar kelimeler: kira tahliyesi, kira borcu, icra takibi, ödeme emri, kiracının tahliyesi, Türk Borçlar Kanunu, Agora Avukatlık
Yazan: Av. Fırat Kesen
Yayın Tarihi: 31 Temmuz 2025